Fethu'l-Kadir Tefsiri. Şevkani

فتح القدير

Fethu'l-Kadir

Fetĥu’l-ķadîr: el-Câmi' beyne fenneyi’r-rivâye ve’d-dirâye min İlmi’t-tefsîr

Muhammed b. Ali eş-Şevkânî’nin (ö. 1250/1834) Kur’ân-ı Kerîm tefsiri.

Şevkânî, Rebîülâhir 1223’te (Haziran 1808) yazmaya başladığı ve Receb 1229’da (Temmuz 1814) beş cilt olarak tamamladığı eserin tam adını mukaddimede Fetĥu’l-ķadîr: el-câmi beyne fenneyi’r-rivâye ve’d-dirâye min ilmi’t-tefsîr şeklinde kaydetmiştir. Müellif bu kısa mukaddimede Kur’ân-ı Kerîm’in yüceliğine, faziletine, fesahat ve belâgatına temas ettikten sonra tefsir ilminin önemi ve onunla meşgul olmanın fazileti sebebiyle kendisini bu ilme vererek bir eser hazırladığını belirtmektedir. Daha önce rivayet veya dirayet metotlarından sadece biriyle tefsir yazan müfessirlerin bu çalışmalarının büyük değer taşıdığına, ancak yeterli olmadığına işaret etmektedir.

Şevkânî kendisinin Fetĥu’l-ķadîr’de hem rivayet hem dirayet metotlarını kullandığını bildirir. İstifade ettiği belli başlı kaynakların isimlerini de kaydeden müellif, tefsirine bazı zayıf rivayetleri aldığı için ileride kendisine tenkitler yöneltilebileceğini göz önüne alarak bunları teyit eden başka rivayetler bulunduğunu veya bunların Arapça mânaya uygun düştüğünü söyler.


Fetĥu’l-ķadîr’de takip edilen metoda göre tefsiri yapılan sûrenin önce Mekkî veya Medenî oluşu konusunda açıklamalar yapılmış, âyet sayısına işaret edilmiş, nüzûl sebebine ve faziletine dair rivayetler zikredilmiş, sûrenin varsa değişik isimleri, bunların anlamları ve veriliş sebepleri üzerinde durulmuştur.


Doğup büyüdüğü muhitte yaygın olan Zeydiyye mezhebini benimseyip bu mezhebin ilkelerine uygun fetvalar vermişken ictihadda bulunabilecek seviyeye ulaşmasından sonra eski mezhebini terkeden müellif, bu dönemde yazdığı tefsirinde herhangi bir fıkıh mezhebine bağlı kalma çabası içinde olmamıştır.



Çok yönlü bir âlim olan Şevkânî’nin Fetĥu’l-ķadîr’i, rivayet ve dirayet metotlarını birleştirmesi yanında akaid meseleleriyle ilgili âyetlerde daha ziyade Selefî bir anlayış takip etmesi, tertibinin güzelliği, nisbeten muhtasar bir çalışma olması, Kur’an ilimlerine dair çeşitli konuların vukufla ele alınması, zaman zaman sûrelerin ayrıntılı tefsirine girişilmeden önce sûrenin kapsadığı konular hakkında özet bilgi verilmesi, ahkâma dair âyetlerde önceki fikirlerin tekrarı ve taklidinden ziyade ictihad yolunun tercih edilmesi gibi özellikleriyle muteber bir tefsir olarak geniş ölçüde ilgi görmüş; ancak bilhassa pek çok zayıf ve uydurma rivayeti tenkit etmeden aktardığı ve taklitçiliği eleştirirken aşırılığa kaçtığı gerekçesiyle de tenkit edilmiştir (M. Hüseyin ez-Zehebî, II, 288-293).



Fetĥu’l-ķadîr’in çeşitli baskıları yapılmıştır (Kahire 1349, 1383/1964, 1966; Beyrut 1403/1983, 1412/1991).

Mevlüt Güngör, TDVİA, Fethu’l-Kadir maddesi

PDF olarak İNDİR

Tefsiru Süfyan b. Uyeyne(198)

  


 

 

 تفسير سفيان ابن عيينة

 Tefsiru Süfyan b. Uyeyne

Vefatı: 198/814

  

198/814 tarihinde vefat eden, zamanında tefsir ve hadis imamlığı ünvanını kazanan Süfyan b. Uyeyne'nin, Tefsir’ini ve tefsirdeki yerini ortaya koymak, ilk asırlardaki tefsir tarihine ışık tutması bakımından önemlidir. Ancak böyle bir çalışma, ilk kaynaklara vakıf olmak ve onları iyice araştırmakla mümkün olabilir. Müellif besmele ve hamdeleden sonra, Süfyan b. Uyeyne'nin sadece hadiste değil, onun kadar tefsir alanında da şöhret kazandığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Zira İbn Uyeyne'nin hadisten ayrı olarak, Onun bir tefsire malik olduğunu ve bu tefsirin zamanında temayüz ettiğini, akranları arasında üstünlük sağladığını ve tefsirdeki metodunun yeni bir merhaleye başlangıç olduğunu söylemeye çalışmaktadır. Bu tefsirde ilk olarak Mutezile, Kaderiye ve Mürcie gibi yeni filizlenmeye başlayan fırkalann görüşleri reddedilerek yalanlanmıştır. Böylece tefsirinde Süfyan, Ehli Sünnet akidesine yardımcı olmaktadır. O, aynı zamanda bid'at ehlinin zanlarını ve sapık fikir sahiplerini, Kur'an ve Sünnete dayanarak reddetmekte idi. Bu bakımdan Mutezile, Ahmed b. Hanbel'de, Şafii'de ve diğerlerinde hocaları İbn Uyeyne'nin tesirini bulmuştu. Kendisinden sonra, tefsirdeki metodunu devam ettiren talebeleri Abdurrazzak es-San'anî ve İshak b. Raheveyh (Rahuyeh) olmuşlardır.

 Eserin müellifi Ahmed Salih, bu araştırmasının bir giriş, iki kısımdan meydana geldiğini ve neticede de İbn Uyeyne'nin tefsir rivayetlerinde geçen 70 kadar kişinin biyografilerinin verildiğini, söylemektedir. Giriş kısmında (s. 21-35), müellif böyle bir konuyu seçişini, tefsirin zaruretini ve ona duyulan ihtiyacı, açıklamaktadır.

 Birinci Kısım (s. 35-188), dört babdan teşekkül etmektedir. İlk bab'da (s. 37-56) tefsir ve te'vil kelimelerinin manası, Alimlerin te'vili kabul edip etmemeleri üzerinde durulmaktadır. İkinci bab'da (s. 57-104), başlangıçtan ikinci asrın sonuna kadar tefsir tarihi ve onun merhaleleri ve gelişmesi anlatılmaktadır. Üçüncü bab'da (s. 104-114), Süfyan b. Uyeyne'nin yaşadığı asra, siyasi, sosyal ve ilmi yönden tarihi bir bakış, üzerinde durulmaktadır. Dördüncü bab'da (s. 115-188) ise, İbn Uyeynenin şahsı ve ilmi hayatı incelenmektedir.

 İkinci Kısım (s. 189-377), üç bab ve bir sonucu ihtiva etmektedir. Birinci bab'da (s. 191-198), İbn Uyeyne’nin tefsir ve tahkiki ele alınmaktadır. İkinci bab'da (s. 199-350), İbn Uyeyne’nin tefsir rivayetlerinin tahrici, tahkiki ve şerhleri yapılmaktadır. Üçüncü bab'da (s.351-377), Ondan sahih olarak gelen rivayetlere göree İbn Uyeyne'nin şahsiyeti ve metodu incelenmekte ve eser özlü bir sonuçla nihayetlenmektedir. Sonunda da, okuyanların istifadesine daha kolay olduğu zikredilerek Kur'an ve Tefsirine ait kaynaklar, matbu kaynaklar, biyografik ve yazma kaynaklar olmak üzere dört kısımda, alfabetik sıraya göre hazırlanmış geniş bir bibliyografya sunulmaktadır.

 Müellif eserini telif ederken, sadece metinlerin nakliyle yetinmediğini, bunlar üzerinde ayrı ayrı durduğunu, onları tahlil ettiğini, sağlam olanlarını tercih ettiğini, nakilde veya anlayışta yapılan hataları göstermeye çalıştığını anlatmaktadır. İbn Uyeyne'nin tefsirini, es-Sa'lebi ve İbn Hacer'den, Süfyan b. Uyeyne'ye kadar ulaşan iki tarikle ele aldığım ve bu tariklerdeki ravileri, kitabının son tarafına koyduğu teracim (Biyografya) (s. 378-407) kısmında incelenmektedir.

 Müellifimiz araştırmasına başlamadan önce, böyle bir araştırmayı yaparken, gerek kaynakların bulunmasındaki müşkülat ve gerekse çeşitli kaynaklarda geçen "an Süfyan", "Kale Süfyan" ibarelerindeki Süfyan'ın, es-Sevri mi yoksa İbn Uyeyne mi olduğunun tayini meselesi, çalışmayı zorlaştıran sebeplerden olduğunu kaydetmektedir. Yazar, bunları ayırt etmek için Taberi, İbn Kesir, Suyutî, Şevkanî, Abdurrezzak, Buhari, el-Hakim gibi zatların tefsirlerinden taramalar yaparak, İbn Uyeyne'ye ait olanları tesbit etmeye çalışmıştır. Bu çeşitli tefsirlerde Süfyan'a ait 222 rivayeti liste halinde göstermiştir. Bu iş için de İstanbul ve Londra'ya gittiğini kaydetmektedir. Müellif, es-Sa'lebi'nin el-Keşf ve'l-Beyan adlı tefsirini İstanbul'da tam olarak bulduğunu sanki yeni keşfedilmiş gibi bir üslubla ifade etmektedir. Halbuki o tefsirin İstanbul'da olduğu asırlardan beri bilinmektedir. Yine müellif yanlış olarak Abdurrezzak b. Hammam'ın tefsirinin bulunduğu yeri, İstanbul Edebiyat Fakültesi İsmail Saip Sencer kısmında olduğunu zikreder. Hâlbuki bu tefsirin bulunduğu yer, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İsmail Saip Sencer Koleksiyonudur. Kısacası bu eser İstanbul'da değil, Ankara'dadır.

 Müellif Giriş kısmında, tefsirin başlangıcından ikinci asrın sonuna kadarki tarihi gelişimi hakkında kısa ve ibaresi kolay lafızlarla bilgiler vermektedir. Bilhassa Tabiiler döneminde tefsire İsrailiyat'ın girdiğini belirtmekte, İsrailiyat'ın tefsir için bir kaynak olamayacağı üzerinde ısrarla durmaktadır. MüsteşrikIere karşı gereken yerde tenkidlerini de yapmaktadır. İbn Uyeyne'nin asrını çeşitli yönlerden incelemiş ve devrindeki olaylara, O'nun kanşmadığını tesbit etmiştir. Hayatını da geniş bir şekilde inceleyen müellif, O'nun Kur'an ve Sünnet' e temessük eden bir kimse olduğunu, Mutezile, Kaderiyye. ve Müreie gibi fırkalann görüşlerini reddettiğini, bid'atlardan kaçındığını kaydetmektedir. İbn Adiy'den gelen O'nun Şia'ya mütemayil oluşuna dair habere karşı, selef ve halef alimlerinin hepsinin, O'nun Ehlu's-Sünne ve'l-Cemaa'dan olduğu haberlerini nakletmektedir.

 

MüeIlif O'nun fıkhi mezheplerdeki durumunu tehlil ederek, O'nun Ehl'i Hadisten olduğunu sölemekte, ahlakı, zühdü, vera'ı, tavazuu, hakkı söylemedeki cür'eti, zeka ve hıfzının sağlamlığı, güzel bir mantıka sahip oluşu, vefatı ve defni hakkında geniş bilgi vermektedir. Sonra da ilmi durumu, Kur'an'ı hıfzı, ilmi alışı, Amr b. Dinar ve ez-Zühri ile mukayese, rivayet ve tahammüldeki metodu, alimler arasındaki yeri, Medine, Mekke, Bağdat, Yemen, Aden gibi yerlere seyahatı, bilgisinin kaynakları, hocaları ve talebeleri, eserleri, müfessir ve muhaddis olarak Süfyan b. Uyeyne incelenmektedir.

 

Müellif, Süfyan b. Uyeyne'nin tefsiri var mıdır? gibi bir soru sorup, onun bir tefsir sahibi olduğunu isbatladıktan sonra, Onun bu tefsiri şimdi nerededir? sorusuna yine kendisi cevap vererek, İbn Hacer (852/1448) ve Suyuti (911/1505) zamanına kadar eserin görüldüğünü, şu anda elde mevcut olmadığını, fakat hocası Mücahid’in ve talebesi Abdurrezzak'ın tefsirleri bulunduğuna göre, onun da bulunabileceğini söylemektedir. Süfyan b. Uyeyne'nin bu tefsirinin bütün rivayetleri toplayıp toplamadığı tefsirin senedlerinin durumu, es-Sa'lebi ve İbn Hacer’e kadar olan isnad silsilesi verilmektedir.

 

Müellif, bundan sonra, İbn Uyeyne'nin rivayetlerini Mushaf sırasına göre sıralıyarak, onların tahric, tahkik ve şerhlerini yapmaktadır. Bu bilgilerden sonra, onun sahih rivayetlerinin ışığında, ibn Uyeyne'yi bir müfessir olarak incelemekte ve burada şu kıymetli bilgileri sunmaktadır: Süfyan b. Uyeyne, Kufe’de doğmuş ve Mekke’de neş'et etmiştir. Bu bakımdan kendisi tefsir ve hadiste zamanının imamı olmuş ve iki tefsir mektebi mensuplarından ilim almıştır. Tefsiri genel olarak rivayet tefsiri olup, Kur'an, Hadis, Sahabe, Tabün sözlerine dayanmaktadır. Dil yönünden de manadan lafızlar ihtimal olunmaktadır. Bundan sonra da içtihad ve re'ye dayanmaktadır. Tefsirinde İsrailiyat eseri görülmemektedir veya yok denecek kadar azdır. Tefsirinde, ilk işari tefsir örneklerinin de varlığından söz etmektedir. Ayetleri ve kelimeleri lugavi yönden açıklarken, sıfatlara taalluk eden ayetler, iman ve yaratma meseleleri üzerinde durmaktadır. Onun tefsirde, istenen manaya ulaşacak bazı lafızlan seçtiği ve bu lafızların diğerlerinde bulunmadığı görülür. Kısacası O, bazı ilmi meselelerde münferid kalabilmiştir. Süfyan kıraat meselelerine de ehemmiyet vermiş bir kişidir. Kıraat ihtilaflanna dair Süfyan'dan gelen rivayetlere rastlanmaktadır. el-Ahrufu'-s-Seb'ayı, kıraat meselesinden ayrı tutmuştur. es-Sevri ile İbn Uyeyne aynı asırda yaşamış olduklarından, ortaya çıkan karışıklığı gidermek için, iki Süfyan arasındaki özellikleri, rivayetlerinin nasıl ayırt edileceği hususunda bazı prensipler koymaktadır. Ve bu arada bir çok tefsir ravisinin terceme-i halleri verilmektedir.

 

Eser, özlü bir sonuç, geniş bir bibliyoğrafya ile nihayetlenmektedir. Tefsir tarihi hakkında sağlam bilgiler ihtiva eden, ilk devir tefsirleri hakkında araştırma yapacaklara güzel bir örnektir, ifadeleri açık ve anlaşılması kolay olan bu eser, bu alanda araştırma yapanlara ve İlahiyat öğrencilerine çok faydalı olacağı kanaatindeyim.

 

Kaynak: İsmail Cerrahoğlu, Ank. İlahiyat Fak. Dergisi c.31

Taberi Tefsiri

 


 

جامع البيان عن تأويل آي القرآن

 

CAMİU'L- BEYAN AN TEVİLİ AYİ'I- KURAN

İbn Cerir et-Taberî(ö.310/923)

 

 İbn Cerîr et-Taberî'nin (ö. 310/923) Kur'ân-ı Kerîm tefsiri.

Zengin tefsir malzemesini bir araya toplayan eser, gerek daha sonraki tefsir çalışmaları gerekse ilmî ve tarihî tetkikler için çok değerli bir kaynak niteliğinde olup Camiu'l-beyân fi tefsîri'l-Kur'ân ve Tefsîru İbn CerîrTefsîrü't-Taberi adlarıyla da bilinmektedir.

        Talebelerinden Ebû Bekir Ahmed b. Kamil Taberî'nin bu tefsirini kendilerine 270 (883) yılında yazdırdığını söylediğine göre eserin bu tarihten önce telif edildiği anlaşılmaktadır. Ebû Bekir b. Bâlûye, onun bu eserini talebelerine 283-290 (896-903) yılları arasında yazdırdığını söylemekte ise de bunun ayrı bir talebe topluluğu olduğu tahmin edilmektedir. Taberî, tefsirine yazdığı uzunca mukaddimede Kur'ân-ı Kerîm'in diğer sözlere olan üstünlüğü, Kur'an'ın Arap diliyle nazil olduğu, Kur'an'ın tefsiri ve te'vili, yedi harf, Kur'an'ın re'y i'e tefsiri, Kur'an'ı tefsir eden sahâbîler, Kur'an'ın tefsir edilmesini hoş görenler ve görmeyenler, Kur'an ve sûrelerin isimleri, sûre ve âyetin mânaları gibi konuları işlemekte, özellikle Kur'ân-ı Kerîm'in indirildiği dil üzerinde durarak Kur'an'da Arapça'dan başka kelimeler bulunduğunu iddia edenlerin görüşlerini reddetmektedir. Taberî'ye göre Kur'an'da mevcut olduğu ileri sürülen yabancı kelimeler lafız ve mâna itibariyle Arapça ile uyuşmuş, Kur'an'ın nüzulünden önce Arapçalaştırılmış kelimeler olup sayıları da çok azdır ve Kur'an'ın Arap diliyle nazil olduğu gerçeğini zayıflatacak şeyler değildir.

      Taberî eserinde önce Hz. Peygamber'den gelen haberlere, sonra sahabe ve tabiîlerin görüşlerine dayanır, Saîd b. Cübeyr, Mücâhid, İkrime, Katâde. Hasan-ı Basrî, İbn Cüreyc, Süddî, Abdürrezzâk, Ferrâ, Ebû Ubeyde, Ali b. Ebû Talha ve daha pek çok kişinin nakillerinden ve tefsirlerinden faydalanır. Kisâî, Ferrâ, Ahfeş, Ebû Ali el-Kutrub gibi Basra ve Küfe lugatçı ve nahivcilerinin görüşlerine yer verir. Tarih kitaplarından da faydalanarak Vehb b. Münebbih, İbn İshak ve diğerlerinden nakillerde bulunur. Muhammed b. Sâib el-Kelbî. Mukâtil b. Süleyman ve Vâkıdî'den meşhur tarihinde istifade ettiği halde hadis tenkitçileri tarafından itham edilmeleri sebebiyle bunların rivayetlerini tefsirine almamıştır.

        Tefsir etmek istediği âyete "el-kavlü fî te'vîli kavlihî teâlâ" diye başlar ve daha sonra âyetin tefsirini yapar. O âyet hakkında Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîlerden gelen haberleri nakleder; bu rivayetleri kendi aralarında birbirine uygun olup olmama açısından tasnif eder. Âyeti âyetle ve sünnetle, eğer bunlar yoksa Arap dili kaideleriyle açıklamaya çalışır. Bu bakımdan onun bu eseri naklî (rivayete dayalı) tefsirler türüne girerse de tenkit ve tercihlere yer verilmiş olması ona ayrı bir özellik kazandırır.

          Taberî Kur'an âyetlerini sadece re'y ile açıklamaktan kaçınmış ve bu şekilde hareket edenlere karşı çıkmıştır. Bir kimsenin Hz. Peygamber'den gelen bir nas veya ona delâlet edecek bir husus bulunmadıkça Kur'an'ı tefsir etmesini doğru bulmaz. Bu kişinin re'yinde isabet de etse hata etmiş olacağını söyler. Taberî bu görüşünü, Hz. Peygamber'den rivayet edilen ve hadisçiler tarafından garîb olarak değerlendirilen, "Kim Kur'an hakkında kendi re'yiyle söz söylerse, isa­bet etmiş de olsa, hata yapmış olur" hadisiyle teyit etmeye çalışır.

         Hadis ilmine vâkıf olan ve hadis tenkitçilerince de güvenilir bir âlim sayılan Taberî, tefsirinde yer verdiği rivayetlerin isnadlarını genellikle tam olarak ve titizlikle zikreder; hatta bazı râviler hakkında bilgiler verir ve râvinin adını unutmuşsa bunu da açıkça söyler. Ancak zaman zaman ilk şeyhinin adını zikretmeden, "haddesenî ba'zu ashâbinâ" diyerek rivayette bulunduğu da olur. Dil yönünden kelimelerin sözlük anlamları üzerinde durur ve onların Arap dilindeki kullanılışlarını inceler. Sarf ve nahiv meselelerinde Basra ve Küfe âlimlerine dayanır. Ancak genelde Küfe nahivcilerinin görüşlerini tercih eder. Zaman zaman kelimelerin i'rabları üzerinde önemle durur ve nahivcilerin mânayı açıklayıcı mahiyetteki görüşlerine yer verir. Kelimelerden kastedilen mânayı açıklamak için bazan şairin adını zikrederek, bazan da zikretmeden eski Arap şiirlerinden bol miktarda örnekler (şevâhid) getirir.

         Aynı zamanda bir kıraat âlimi olan Taberî, yeri geldikçe kıraat ihtilâflarına işaret eder ve bunlar arasında tercihler yapar. Bu tercihlerinde genellikle Küfe kurrâsının okuyuşlarını dikkate aldığı görülür. Bazan da her iki kıraati uygun bulduğundan tercihi okuyuculara bırakır. Zaman zaman "cedelciler" diye adlandırdığı kelâmcıların görüşlerini ele alıp tartışan Taberî esas olarak Selefıyye görüşünü benimser. Fıkıhta ise müstakil bir mezhep sahibi olup bu sahada ayrı eserler vermiş olmasına rağmen tefsirinde bilhassa ahkâm âyetlerinde fıkhî görüşlere yer verir. Burada önce âlimler ve mezhepler arasındaki tartışmaları nakleder, sonra bunlardan tercih ettiğine işaret eder; bu görüşlerden hiçbirini beğenmiyorsa kendi görüşünü delilleriyle birlikte ortaya koyar.

        Taberî, tefsirinde pek fazla olmasa da İsrâiliyat'a yer vermiştir. Genellikle bu gibi haberlerin isnadı Kâ'b el-Ahbâr, Vehb b. Münebbih, İbn Cüreyc, İbn İshak ve Süddî'ye dayanmaktadır. Tarihinde daha çok olan bu tür rivayetleri Taberî sadece bir haber olarak nakletmiş, isnadlarını vererek bunları değerlendir­meyi genellikle okuyucuya bırakmıştır. Taberînin eseri, gerek ilk devirlere ait olan ve günümüze intikal etmemiş bulunan tefsirlere ulaşmak, gerekse lügat, tarih, fıkıh, kıraat, kelâm, nahiv ve eski Arap şiiri konularında araştırma yapmak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır. Eserin önemi sadece bu devirlere ait bilgi ve haberleri toplayıp daha sonraki nesillere aktarmasında değil, aynı zamanda değerli bir âlim olan müellifinin görüş ve tercihleriyle daha da zengin bir kaynak haline gelmiş olmasındadır. Bu bakımdan onun naklî tefsirin en mükemmel ve hacimli örneğini teşkil ettiğini söylemek gerekir. Nitekim İbnü'l-Kıftî bu eserden daha büyük ve faydalı bir tefsir görülmediğini söyler. Süyûtî de bunu tefsirlerin en değerlisi olarak nitelendirir.

         Noeldeke'nin 186O'lı yıllara kadar tam bir yazma nüshasının bulunmadığına işaret ederek, "Bu kitap elimizde olsaydı daha sonra yazılmış tefsir kaynaklarının hepsinden müstağni olurduk" dediği Taberî tefsiri, naşir Mustafa b. Muhammed el-Bâbî el-Halebi'nin anlattığına göre, Necid emîrlerine ait özel bir nüsha esas alınarak Mısır'daki Hidiv ve Halep'teki Ahmediyye kütüphanelerinde mevcut nüshalarla karşılaştırılmış ve eser Ezher âlimlerinden bir heyet tarafından tashih edilerek kenarında Nizâmeddin Hasan b. Muhammed en-Nîsâbûrî'nin (ö. 850/ 1446) Tefsiru ğaraibi'l-Kurân ve reğaibi'l-furkan adlı eseri olduğu halde fihristle birlikte otuz bir cüz olarak basılmıştır. Daha sonra bu matbu nüsha Hidiv Kütüphanesinde mevcut yazma nüsha ile tekrar karşılaştırılıp gerekli tashihler yapıldıktan sonra Mısır Hıdivi II. Abbas Hilmi Paşa'nın himaye ve desteğiyle otuz cüz olarak tekrar basılmıştır. Eser için Hermann Haussleiter Register zum Qur'ânkommentar des Tabarî adıyla bir fihrist hazırlamıştır. Camiu'l-Beyân Mustafa es-Sekkâ'nın tahkikiyle Mustafa el-Bâbî el-Halebî müessesesi tarafından otuz cüz halinde iki defa daha basılmıştır. Son olarak Ahmed Muhammed Şâkir ve Mahmud Muhammed Şâkir kardeşler, eserin matbu ve Kahire'de mevcut yazma nüshalarını, ayrıca daha sonraki tefsir kaynaklarında Taberi'den nakledilen metinleri karşılaştırarak eserin yaklaşık üçte birini tahkik ve tahrîc edip on üç cilt halinde basmışlarsa da bu ortak çalışma Ahmed Muhammed Şâkir'in 1958'de ölümü üzerine Mahmud Muhammed Şâkir tarafından tek başına sürdürülmüş, o tarihten bu yana üç cilt daha neşredilmiştir.

 

         Muhtasarları ve Tercümeleri.

         Camiu'l-beyân, Ebû Yahya Muhammed b. Sumâdih et-Tücîbî (o.419/1028) tarafından Muhtasar min Tefsîri'l-İmâm et-Taberî adıyla ve eserdeki garîbü'l-Kur'ân'la ilgili metin ve açıklamaların bir araya getirilmesi suretiyle ihtisar edilmiştir. Yazma bir nüshası San'a'da bulunan eserin birinci cüzü Muhammed Hasan ez-Zefîtfnin tahkikiyle el-Hey'etü'l-Mısnyyetü'l-âmme tarafından Kahire'de neşredilmiştir. Fuat Sezgin bu muhtasarın bir heyet tarafından Farsça'ya tercüme edildiğini söylerse de Farsça'ya tercüme edilen eserin Tücîbîye ait olan bu eser değil Sezgin'in müellifi meçhul olarak kaydettiği aşağıdaki muhtasar olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim eser Mansûr b. Nûh es-Sâmânfnin (ö.366/ 977) emriyle kurulan bir heyet tarafından senedleri, bazı rivayet ve haberleri çıkarılarak Farsça'ya tercüme edilmiştir. Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan ve Terceme-i Tefsîr-i Taberî adını taşıyan eser Habîb Yağmâî tarafından yedi cilt olarak neşredilmiştir. İşte Fuat Sezgin bu eseri müellifi bilinmeyen bir muhtasarın tercümesi olarak zikretmekte ise de bu Farsça eserin Arapça muhtasar bir aslından söz etmenin doğru olmadığı, Camiu'l-Beyan'ın Bağdat'tan getirilen Arapça nüshasının bir heyet tarafından ihtisar edilerek doğrudan Farsça'ya tercüme suretiyle meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Muhammed Ali es-Sâbûnî ve Salih Ahmed Rızâ'nın birlikte yaptıkları ihtisar çalışması ise Muhtasaru Tefsîri't-Taberi adıyla iki cilt olarak basılmıştır.

        Camiu'l-beyân J. Cooper tarafından giriş ve notlar ilâvesiyle İngilizce'ye de muhtasar olarak tercüme edilmiştir. W. F. Madelung ve A. Jones tarafından The Commentary on the Qur'an, Being an Abridged Translation of Jami' al-Ba­yan 'an ta'wü al-Qur'an adıyla neşredilmekte olan bu tercüme, Câmiu'l-Beyan'ın Ahmed Muhammed Şâkir ve Mahmud Muhammed Şâkir baskısına dayanılarak yapılmış, Kur'an âyetlerinin tercümesinde genellikle Arbery, bazan da M. Pickthall'ın İngilizce Kur'an tercümeleri esas alınmıştır. Tamamı beş cilt olarak planlanan bu çalışmanın Bakara sûresinin 103. âyetine kadar gelen birinci cildi yayımlanmıştır. Câmiu'l-Beyân'ın Pierre Godé tarafından yapılan ve ilk cildi Paris'te 1983 yılında basılan muhtasar Fransızca tercümesinin de şimdiye kadar üç cildi basılmıştır.

 Kaynak: TDVİA, İsmail Cerrahoğlu, "Camiu'l-Beyan" mad.

Beşşar Avad Maruf tahkiki: PDF olarak İNDİR

 

Bahru'l-Ulum. Semerkandî(860)


بحر العلوم

BAHRU’L-ULÛM

Alâeddin Ali b. Yahya es-Semerkandî(860/1456)

 

HAYATI

Hayatı hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmayan Türk müfessiri Alâeddin es-Semerkandî Mâverâünnehir'den Orta Anadolu'ya göç etti ve Larende (Karaman) kasabasına yerleşti. Vefatına kadar burada yaşadı. Rivayete göre 150 yaşlarında iken yine burada vefat ettiği için Karamânî nisbesiyle de anıldı. Hanefî mezhebine mensup sûfîler arasında yer aldığı kaydedilen es-Semerkandî, 730'da(1330) vefat eden Hanefî fakihi Alâeddin el-Buhârî’nin öğrencilerinden olup aynı zamanda mantık ilminde de söz sahibi idi. Tefsirden başka haşiye türünde eserler de yazdı. Haşiye alâ Şerhi'ş-Şemsiyye, Haşiye alâ Şerhi'l-Metâli’ ve Haşiye alâ Şerhi'l-Mevâkıf adlı eserleri kaynaklarda zikredilmektedir.

ESERİN AİDİYETİ

Semerkandî'nin Bahrü'l-Ulûm'u kaynaklarda farklı müelliflere nisbet edilmektedir. Muhammed Hüseyin ez-Zehebî, Ebü'l-Leys es-Semerkandî’nin(373/983) tefsirinden söz ederken bu eserin adını Bahrü'l-Ulûm olarak kaydetmekte, ancak Tefsîru Ebi'l-Leys es-Semerkandî diye tanındığını söylemektedir. Abdullah Mahmûd eş-Şehhâte de Zehebî'nin bu görüşünü paylaşmaktadır. Buna karşılık Kâtib Çelebi ve Brockelmann bu tefsirin Alâeddin Ali b. Yahya es-Semerkandî'nin eseri olduğunu zikretmektedirler. İsmail Paşa da Alâeddin Ali b. Yahya es-Semerkandî'nin kısa biyografisini verirken onun Bahrü'l-Ulûm adlı dört ciltlik ve Mücâdile sûresine kadar telif edilmiş olan tefsirinden söz etmekte (Hediyyetü'l-Ârifîn, 1, 733), ayrıca Abdurrahman b. İbrahim el-Konevî'nin(972/1564) aynı adı taşıyan bir tefsiri bulunduğunu belirtmektedir.(Îzâhu'l-meknûn, I, 165).

Öte yandan Ebü'l-Leys es-Semerkandî'nin tefsirinin başta İstanbul olmak üzere çeşitli yerlerdeki kütüphanelerde bulunan yazma nüshaları da Bahrü'l-Ulûm adını taşımamaktadır. Ayrıca Türk müfessiri İsmail Hakkı Bursevî'nin, Rûhu'l-Beyân adlı tefsirinde çeşitli müfessirlerden nakillerde bulunurken bazan (قال أبو الليث في تفسيره), bazan da (قال السمرقندي في بحر العلوم) tarzında iki farklı ifade kullandığı, bunlardan, "Semerkandî Bahrü'l-Ulûm'da dedi ki..." anlamına gelen ikinci ifade ile yaptığı nakillerin Ebü'l-Leys es-Semerkandî’nin tefsirinde değil Alâeddin es-Semerkandî'nin tefsirinde yer aldığı görülmektedir.

         ESERİN ÖZELLİKLERİ       

Dört ciltten ibaret olan Bahrü'l-Ulûm'un başında ilmin önemi ve Kur'an mucizesi üzerinde durulmakta ve daha sonra sûrelerin tefsirine geçilmektedir. Eserin birinci cildi Fatiha sûresinden Mâide sûresinin sonlarına, ikinci cildi Mâide sûresinin sonlarından İsra sûresinin baş tarafına, üçüncü cildi İsrâ sûresinden Lokman sûresine, dördüncü cildi ise Lokman sûresinden Mücâdile sûresinin ilk âyetlerine kadar devam etmektedir.

Genel olarak rivayet metoduyla kaleme alınan bu eserde âyetlerin tefsiri sırasında başta Hz. Peygamber'in hadisleri olmak üzere Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ûd, Enes b. Mâlik, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Ömer gibi sahâbîlerin rivayetleriyle Dahhâk, Mücâhid, Hasan-ı Basrî, Ata b. Ebû Rebâh, İkrime, Saîd b. Cübeyr, Şa'bî, Zührf, Süddî, Zeyd b. Eşlem, Rebî' b. Enes, Kâ'b el-Ahbâr, Muhammed b. Kâ'b el-Kurazîve Mukâtil b. Süleyman gibi tabiîn ve tebeü't-tâbiînden olan müfessirlerin görüşlerine yer verilmekte, ayrıca Zemahşerî, Beyzâvî ve Nizâmeddin en-Nîsâbûri gibi tanınmış müfessirlerin tefsirlerinden nakiller yapılmaktadır.

Sade bir üslûpla kaleme alman bu tefsirde gerek Hz. Peygamber'den rivayet edilen hadislerde gerekse sahabe ve tabiînden nakledilen haberlerde sened zikredilmemiştir. Âyetlerin ve sûrelerin nüzul sebepleri, sûrelerin faziletleri, nâsih ve mensuh, müteşâbihlerin te'vili gibi Kur'an ilimleriyle ilgili çeşitli konulara temas edilmiş, mütevâtir kıraat farkları üzerinde genişçe durulmuş, bu arada kâinat ahvali ve peygamber kıssalarına dair ayrıntılı bilgilere ve İsrâiliyat'tan olan haberlere de yer verilmiştir. Eserde rivayetle beraber dirayet yolu da ihmal edilmemiş, özellikle kelimelerin türetilişleri ve mânaları ile ilgili oldukça doyurucu açıklamalar yapılmış, zaman zaman âyetlerdeki belagat nükteleriyle edebî sanatlar da gösterilmiştir. Kelâm ilmini ilgilendiren konulara da temas eden Alâeddin es-Semerkandî, âyetleri tefsir ederken bazı tasavvufî mütalaalar zikretmiş, bu arada Sehl et-Tüsterî ve Nizâmeddin en-Nîsâbûrî gibi tasavvufî yönü bulunan müfessirlerin görüşlerine de yer vermiştir.

         YAZMA NÜSHALARI

Brockelmann bu tefsire ait bir yazma nüshanın Tunus Zeytûne Kütüphanesi'nde (nr. 1, 40/1) bulunduğunu haber vermektedir. Tesbit edilebilen diğer yazma nüshaları ise Süleymaniye (Esad Efendi, nr. 67, 68; Kılıç Ali Paşa, nr. 106-109; Lâleli, nr. 98; Hasan Hüsnü Paşa, nr. 55) ve Samsun Gazi kütüphanelerinde fnr. 901) kayıtlı bulunmaktadır.

İshak Yazıcı, TDVİA, “Bahru’l-Ulum” maddesi.

 

Tefsiru'l-Kur'an. Said b. Mansur(227)

Kayıp eserlerdendir. Suyutî'nin Dürrü'l-Mensur'unda, Taberî'de ve Sa'lebî'nin el-Keşf ve'l-Beyan adlı eserinde bu eserden nakiller bulunmaktadır. Suyutî'nin Lübabu'n-Nukul adlı eserini okurken çok sık ismine rastlayınca incelemek istedim.

Bu eserin Said b. Mansur’un Sünen adlı eserinin “Tefsiru’l-Kur’an” başlıklı kısmının müstakil olarak yazılmış hali olduğu da zikredilmektedir. Sa’d b. Abdullah b. Abdulaziz Âlî Humeyyid tarafından doktora tezi olarak hazırlanan bu eser, 5 cilt halinde basılmıştır.(pdf olarak elimde mevcuttur.) Eser Fatiha ile Maide suresinin sonuna kadar olan kısmı ihtiva etmekte olup, geri kalan kısım bulunmamaktadır.

Said b. Mansur ile ilgili çalışmalar

Said b. Mansur'un Musannefi'nin Yeniden İnşası, Ali Akyüz, Dr Tezi, Dan:İ.Lütfi Çakan, İst 1992, 229 sayfa

PDF olarak İndir

1.cilt     2.cilt      3.cilt   4.cilt     4.cilt eki        5.cilt

.
.